Bir ülkede etik değerlerin oluşup kök
salmasında birinci derecede etkili etmen bireyleri kültürlü uygar
insanlar yapmayı amaçlayan eğitim düzeyleri. Ülkemiz açısından içine
düştüğümüz olumsuz çarpıcı bir örnek her düzeyde eğitimi bir yabancı
dilde yapma çabaları. Kendi anadilinde yapılan eğitimin önemine dikkat
çekenlerin yadırgandığı bir düzeye kadar bu olumsuzluğu getirmiş
bulunuyoruz. Etik değerlere özen gösterilen ülkelerde hiç kimse kendi
ana dilinden bu derece vazgeçmiş gözükmüyor. Üstelik hem kendi diline
hem de başkalarının anadiline saygıyı önemli bir etik değer sayıyor.
Bizim toplumsal olarak bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorun, toplumsal
yaşantımızdaki gelişmelerin toplumun geneli için geçerli olacak değer
yargılarını oluşturamamış olması. Biz cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan
Atatürk devrimlerinin yaşamımıza soktuğu değer yargılarına güveniyoruz
ve geçerliliğini koruduğuna inanıyoruz. Evrensel düzeyde geçerli olan
değer yargılarına dayanan Atatürk ilke ve devrimlerini, teknolojik
gelişmelerin günümüzde yaşattığı toplumsal dönüşümler bile
eskitememekte.
İnsanoğlu, varoluşuyla birlikte, "ahlâkilik kaygısını" içinde
taşımıştır. Kendisini "iyi" ve "kötü" olana dair sorgulamalara tabi
tutarak, bunların "ne" olduğu sorusunun cevabını aramıştır. İşte bu
aşamada ahlâkilik problemi ile karşılaşmıştır. Çevresinde gördüğü
insanlar ve etrafındaki fizik nesnelerle ilişki kurarken
karşılaştıklarının, bir takım değerlerle anlam taşıdığını görmüştür. Bu
değerler de o insanın ahlâkî kodlarını belirlemiştir. Değerlerin dikkate
alınmadığı anlarda, farklı eylem imkânlarıyla karşılaşıldığı zaman, neyi
yapmanın doğru olacağına dair çeşitli ikilemler içerisine girilmesi
kaçınılmaz olmuştur. Bu ikilemlerin tabiî bir sonucu olarak da doğru ve
iyi olana dair çeşitli tasavvurlar ileri sürülmüştür.
"Doğru" ve "iyi"nin "ne" olması gerektiğine dair bilgiler insanlığın ilk
kültürel bulgularına kadar götürülebilir. Çeşitli kabartma resimler,
destanlar, yazılı taşlar ve yazılı eserlerde buna dair motifler vardır.
"İyi"nin "ne" olduğu üzerinde durarak diğer insanlara öncülük eden en
önemli kişiler hiç kuşkusuz filozoflar ve peygamberlerdir.
Filozoflar, felsefenin tabiatı gereği "iyi"nin "ne" olduğunu tartışmakla
beraber somut davranış biçimleri vermekten kaçınmışlardır; peygamberler
ise, iyinin ne olduğu üzerinde durarak, insanlara "model davranış
biçimleri" sunmuşlardır. Peygamberler bu misyonlarını vahiy ve vahyi
açıklayıcı sözler yoluyla yerine getirmişlerdir. Son peygamber Hz.
Muhammed (asm) "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." diyerek
hayatın bütün alanlarını kuşatan bir değerler sistemi sunmuştur.
Aynı problem bugün de insanlığı meşgul etmektedir. Teknolojinin
gelişmesi ve sosyo-ekonomik hareketliliğe bağlı olarak daha karmaşık
hale gelen gündelik hayatlar, "iyi"nin "ne" olduğu sorusunu cevaplamayı
daha da zorlaştırmıştır. İnsanlık, hayatın değişik alanlarında, bu
soruya doğru cevaplar bulabilmek için "etik kodlar"a ihtiyaç duymuştur.
Bilim adamları, mühendisler, siyasetçiler, hukukçular, tüccarlar,
doktorlar, iş adamları ve meslek odaları yaşadıkları problemleri
çözebilmek için bir değer yargıları sistemine dayalı teamüller
oluşturmuşlardır. Bilgisayar alanında, internet kullanımında,
enformasyon teknolojisinde, şirketlerin rekabet alanında ahlâka uygun
olanla olmayan bilinmek istenmiştir.
Selami TÜRKMANİ |